TAYFUN DENİZ KUĞU; SINIR TANIMAYAN YALAKALAR

TAYFUN DENİZ KUĞU; SINIR TANIMAYAN YALAKALAR

TAYFUN DENİZ KUĞU; SINIR TANIMAYAN YALAKALAR

 Sınır tanımayan doktorlar var…

Sınır tanımayan gazeteciler var…

Sınır tanımayan hukukçular var…

Bir de,

Sınır tanımayan yalakalar var!.. Dünyada var mı bilmem, memleketimde var bilirim!..

Bir bakan düşün!..

Atandığını televizyon haberlerinden öğreniyor…

Atanalı 6-8 saat falan olmuş. Yenge lacivertleri ütülemeye bile fırsat bulamamış henüz.

Ancak, sayın bakana “katkılarından ötürü” plaketi takdim etmişler…

“Neyin katkısı?.” diye sorma muhterem. Katmıştır bir şeyler işte!..

Selahattin Duman Vatan Gazetesi’nde yazmıştı bir aralar: “Memleketimizin en gelişmiş sektörü, plaket sektörüdür!..” diye.

Doğru valla…

Bakan oluyorsun…

Olduğunu da milyonlar gibi televizyondan öğreniyorsun.

Eş, dost, akraba-ı taallukat tebrik için arıyor. Telefonlara yetişemiyorsun; iki arada bir derede sana plaket veriyorlar!..

Ben de aldım kattıklarımdan ötürü!..

Hayatımda tek bi tane plaketim var!..

Gözüm gibi saklarım.

Boş zamanlarımda kutusundan çıkarır, tükürükle temizler, kuru bezle parlatırım. Gerçi parlatılmaktan bulanıklaştı ama olsun, yegane plaketimdir o benim!..

Hangi nedenle ve kim vermişti hatırlamıyorum ama olsun, o benimdir o benim!..

Aslında bizi küçükten plaket bağımlısı yaptılar.

Şöyle ki…

İlkokulda biraz parladın diyelim. Öğretmenin verdiği pekiyi yetmez, yıldızlı pekiyi istersin.

Ortaokulda, lisede teşekkür belgesi, takdir belgesi manyağı olmuşsundur çoktan!..

Üniversite okuduysan, okula girişte birinci çıkışta birinci olma derdindesindir. Eline tutuştururlar hemen koskocaman janjanlı bir paket. İçinden çık çıka tükenmez kalem çıkar!..

Bünye bağımlısı olmuştur artık. Dönüşü olmayan yola girdin bi nevi!..

Öyle deme. Adamın rüyalarına girer geceleri…

Kendini herhangi bi törende plaket alırken hayal eder. Alamazsa arıza yapar!..

-Bülbül ötüşlü kanarya sevenler derneğimizde ciik ciiik öttüğünden dolayı kendisine bu plaketi vermek üzereeeee!..

-Mesleğimizde duayen olup, 45 senedir bu mesleği icra eden ve 45 senede bi baltaya sap olamayıp hala toplantılarımıza gelen sayın büyüğümüze, meslekte 45.yıl plaketini vermek üzereeeeee!..

Plaket almak kadar vermek de önemlidir bak!..

Önce ismin üzerinde 1,5 dakikalık bir konuşma yapılacak… Ne kadar vazgeçilmez olduğun, duayen olduğun falan anlatılacak. Sen bu arada için kıpır kıpır ederken, başın önde tevazuuyla dinleyeceksin. Adın anons edilince ceketini ilikleyip sanki çorba içmek kadar doğal bir davranış gibi, biraz umursamaz tavırlarla yerinden kalkacaksın. Alkışa kanmayacaksın. O alkış ne sana ne plaketi alana!.. Plaketin kendisine.

Önce plaketi eline alacaksın. Sevgilinmiş misali ona baka baka, senin vermenin ne kadar büyük bir onur olduğunu açıklayacaksın. Bir iki güzel söz organizasyonu yapanlar için söyleyeceksin. Sonra lafı fazla uzatmadan sahibine teslim edeceksin!.. Lafı uzatırsan servisine başlanan sıcak yemek soğumaya başlar. Canım memleketimde bu tür organizasyonlarda 3 parça köfte veya bir tavuk pirzola üzeri patates püre ikram edildiğinden ve püre çabuk soğuduğundan lastik gibi olur. Yerine oturunca değil çatal bıçak, hilti versen işlemez!..

Başa dönersek…

Plaketi alırken de, verirken de acemi olduğunu belli etmeyeceksin!..

Canım ülkemin canım sınır tanımayan yalakaları, sen ne kadar acemi olsan da, vakit geçmeden seni plaket manyağı yapacaktır…

Tez zamanda bakan olur olmaz “katkılarından ötürü” plaket alan sağlık bakanımızın hattını arayacaksın.

Belki kurtulursun!..


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.