Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun girişimleri ile Türkiye’ye geldikten sonra siyasete atılarak Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) Genel Başkanı seçilen Kemal Burkay, gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
“Sorun bugünün değil”
Kürt sorununun Osmanlı Devleti döneminden beri var olduğunun altını çizen Burkay, “Sorunun çözümünde ne yazık ki devlet politikaları 90’lı yıllara kadar hep inkar ve asimilasyon üzerineydi. Bu yanlıştı bu Kürtlere yapılan bir haksızlıktı. Bugün Türkiye nüfusunun üçte biri Kürtlerden oluşuyor. Kürtler hiçbir zaman memnun edilmedi. Ne zaman ki bir hak talep ettiler hep baskı gördüler” dedi. Bugün Türkiye’de en fazla konuşulan konunun Kürt sorunu olduğuna dikkat çeken Burkay, “50 bin insan öldü. Milyarlarca para silahlara gitti. Binlerce köy yakıldı. Devlet içinde örgütler türedi. Bütün bunlar Türkiye’nin gelişmesini engelledi, Avrupa Birliği ile bütünleşmesini engelledi. Bugün ise herkes bu sorunu çözmek için uğraşıyor. Hükümet bir yandan, halk bir yandan, bizler bir yandan. Ancak bu sorun çözülürse herkes bilsin ki Türkiye’nin önü açılır, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeler yaşanır. Türkiye artık bu kamburundan kurtulmalı. Ayağındaki bu prangadan kurtulmalı” dedi.
Habur olayı
Hükümetin sorunun çözümüne ilişkin çalışmalarına da değinen Burkay, “AK Parti iktidara geldiği zaman Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir birikimi ve projesi yoktu. İktidara gelmesi ile askeri vesayeti ve darbe girişimleriyle karşı karşıya kalması onları ister istemez demokratik projelere yönlendirdi. Bu konuda AB’den de destek gördüler. 2004 yılından itibaren Balyoz, Ayışığı, Sarıkız, tehditleri hükümeti ister istemez savunmaya yönlendirdi ve anayasal değişikliğe gittiler. AK Parti’yi destekleyenler kadar karşı çıkanlar da oldu. Bizler öyle olmadık. Referanduma yetmez ama evet dedik, darbecilerden hesap sorulmasını destekledik, Ergenekonculardan hesap sorulmasını destekledik. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyi bildik” dedi. Hükümet tarafından “Kürt Projesi” adıyla başlatılan ancak daha sonra “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” adıyla anılan projeye ilişkin de açıklamalarda bulunan Burkay, “Başta Kürt projesi adıyla sorunun çözümüne ilişkin adım attılar ama muhalefetten tepkiler alınca süreç içerisinde projenin adı da değişti. Atılan adımlar karşısında alınan tepkiler ve en son Habur’da yaşanan olaylar hükümeti ister istemez durdurdu. Bunlar tasvip edilen gelişmeler değildi. Bütün bunlar Başbakanı ‘Artık Kürt sorunu yok’ dedirtecek noktaya getirdi” dedi. İmralı görüşmelerine değinen Burkay, “Kürt sorununun çözümüne ilişkin yeni adımlar atılmaya başlandı. PKK silahsızlaştırılmasına yönelik adımlar atılıyor. Silahsızlaştırmayı destekliyoruz ama unutulmamalıdır ki bu sorun PKK ile başlamadı PKK ile de bitmez. Biz de HAK-PAR olarak PKK’nın şartsız koşulsuz silah bırakmasını istiyoruz. Zemin oluştuğunda da siyaset de yapabilmeli. Silahlar artık sigorta değil, bir engeldir. Silahlar
konuştukça konuşma sırası insanlara gelmez. Hükümetin silah bırakılması durumunda ne yapacağını açıklaması lazım. Kürtler aptal yerine konularak sorun çözülmez. Bu kadar acıyı çektik ben hayatımı verdim. 2 saat ders vermekle sorun çözülmez. Bu dilenciye sadaka vermeye benzer. Bu ülkede ne Kürtler, ne Aleviler, ne de azınlıklar asla haklarına sahip olamadılar. Anayasa’da ‘Herkes eşittir’ demekle de çözülmez bu sorun. Sorunun çözümünde cesur adımlar atılmalı. Kürt halkının Anayasa’da tanınması gerek. Türkiye’de 2 halk var bunlar Türkler ve Kürtler şeklinde Anayasa’ya yansımalı. Kürtçe’nin ikinci resmi dil olması lazım. Eşitlik temelinde sorun çözülmeli” dedi.
“Köprüden çok sular aktı”
Hükümeti doğrudan düşman ilan etmenin doğru olmadığına dikkat çeken Burkay, “PKK gibi AK Parti’yi düşman ilan etmek doğru değil. Sorunun kabul edilmesi, sorunun bugün her televizyonda konuşuluyor olması, TRT ŞEŞ’in açılması, seçmeli dersin verilmesi, cuntacıların yargılanması gibi adım atan bir partiyi düşman ilan etmek doğru değildir. Ama bu demek değildir ki biz her şeylerine evet diyoruz veya onlara her anlamda güveniyoruz diye. 60-70-80’lerden bu yana köprülerin altından çok sular geçti. ‘Silahlar sigortamızdır’ diyen Leyla Zana ‘Erdoğan’a güveniyorum. Sorunu çözecek’ diyor. HAK-PAR kitlelerin taleplerini dile getiriyor. Ahmet Türk, Leyla Zana, Osman Baydemir farklı düşünüyorlar. Silahların miadının dolduğunu söyleyen Baydemir’in başında getirmedikleri kalmadı. Herkes bunları söylüyor ama kimse dillendirmiyor. Bizse lafı dolandırmadan bunları dile getiriyoruz. Kimse kenarda durmasın artık. Herkese çağrımızdır geçmişe takılıp kalmayın gelin birlikte siyaset yapalım” dedi.
“PKK prangasından kurtulmalıyız”
İmralı sürecini desteklediklerini belirten Burkay, “İmralı sürecini destekliyoruz. Koşulsuz şartsız silah bırakmalarını istiyoruz. Gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz. Ne Kürtler için bir şey yapıyorlar ne de bırakıyorlar Kürtler bir şey yapsın. Gemiyi demirlemiş bırakmıyor gemi hareket etsin. PKK prangasından kurtulmalıyız. Karayılan Avrupa’ya gitmesin. Gelsin Türkiye’de siyaset yapsın. Öcalan çıksın siyaset yapsın. Öcalan’ı iyi tanıyorum. Çıkıp Diyarbakır meydanında halka karşı konuşmak farklı kaf dağının arkasından direktif vermek farklı. Ben bunu yapabileceklerine inanmıyorum. Ben geldim Türkiye’de siyaset yapıyorum. Gelmeme kimse bir şey demezken PKK’nın dağdaki şefleri hariç tabi. O zaman görelim O’nu. Eğer barış olacaksa ‘Bebek katili, cani’ bunları aşmamız lazım. Bu bir süreçtir elbette bir günde olmaz” dedi.